Hukuk sistemimizde terekenin tasfiyesi için, Medenî Kanun ve İcra ve İflâs Kanunu’na göre olmak üzere iki prosedür mevcuttur. Kural olarak ölen kimsenin terekesinin tasfiyesi Medenî Kanuna göre yapılır. Ancak kanunumuz istisnaî bazı durumların varlığı halinde, terekeye ilişkin tasfiyenin Medenî Kanun hükümlerine göre değil de, İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yapılacağını belirtmiştir. Ayrıca, İcra ve İflâs Kanunu içerisinde de bu tasfiye biçimine işaret edilmiştir. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesini gerektiren bu istisnaî durumlar, mirasın en yakın yasal mirasçılar tarafından açıkça reddedilmiş olması ile mirasın hükmen reddi, diğer bir adıyla mirasbırakanın borca batık olması durumudur.

Medenî Kanun’daki tasfiye, alacaklıların yanı sıra mirasçıların da tatminini amaçlarken, iflâs hükümlerine göre tasfiyenin amacı sadece alacaklıların tatmini sağlamaktır. Özellikle mirasbırakanın borçlarının mevcudundan fazla olması durumunda, mirasçılardan önce, alacaklıların menfaatlerinin korunması gerekir. Yine, Medenî Kanun hükümlerine göre yapılan tasfiye, mirasbırakanın hileli işlemlerinin iptal davasına konu edilmesine imkân vermediği halde, iflâs yoluyla tasfiye buna imkân vermektedir.

Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesinde, doğrudan doğruya iflâs hükümleri uygulanır. Zira, terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesini düzenleyen madde, İcra ve İflâs Kanunu’nda "Doğrudan Doğruya İflâs Halleri" başlığı altında düzenlenmiştir. Ayrıca, terekenin tasfiye edilmesinde, adi iflâs yolundakine benzer bir takip aşaması ve bir yıl içinde iflâs davası açmasındaki gibi bir süre mevcut değildir. Burada ticaret mahkemesi ve icra mahkemesi yerine, sulh hukuk mahkemesi yetkili olduğundan, tasfiye memurlarının yaptığı işlemlere karşı başvuruda bulunmak; sıra cetveline karşı yapılan itirazları incelemek, iflâs usulü ile tasfiyenin son bulduğuna karar vermek konusunda yetkili mercii sulh hukuk mahkemesidir.

Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesine karar verilmesinden sonra, tasfiyenin kapanmasına kadar mirasçılardan birisi mirası kabul ettiğini beyan eder ve borçların ödenmesi için teminat da gösterirse; sulh hukuk mahkemesi, terekenin iflâs hükümlerine göre başlamış olan tasfiyesini durdurur. Bu durdurma, İcra ve İflâs Kanunundaki iflâsın kaldırılması gibi sonuçlar doğurur ve iflâsın kaldırılması kararı gibi ilân edilir. Sulh hukuk mahkemesi, tasfiyenin durdurulmasına, ancak alacaklıların kayıt süresi bittikten sonra karar verebilir. Çünkü bundan önceki zaman aralığında teminata bağlanacak borçlar, yani mirasbırakanın borç miktarı henüz tam olarak belli değildir.

Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesi, prensip olarak çekişmesiz yargı işlemidir. Zira, bu işlemlerin karşısında duracak ve onlara itiraz edecek kimse yoktur. Dolayısıyla, mahkeme bu işlemler için re’sen araştırma ilkesini uygulamak zorundadır. Mirasçılar, tasfiye prosedürünün dışında kaldığından, ortada hukuka aykırı bir durum görmüş olsalar bile, kendi menfaatleri zarar görmedikçe, tasfiye organlarının işlemlerine karşı şikâyet veya dava yoluna gidemezler. Bu durumlarda şikayet yoluna gidecek olanlar sadece alacaklılardır. Fakat terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesinde, re’sen araştırma ilkesinin bir gereği olarak, denetim organı vazifesi gören tasfiye memurları da, tasfiyenin özel organlarının hukuka aykırı işlemlerine karşı, icra mahkemesi sıfatıyla sulh hukuk mahkemesi nezdinde şikâyette bulunabileceklerdir. Bu durum, mirasbırakanın borçlarının ödenmesi ve dolayısıyla da itibarının korunması açısından önemlidir. Ancak alacaklıların, tasfiye organlarının işlemlerine itiraz etmesi halinde, çekişmesiz olarak başlayan tasfiye işlemi çekişmeli hale gelir. Ayrıca sulh hukuk mahkemesinin tasfiye prosedürüne ilişkin kararlarına karşı on günlük süre içinde temyize gidilebilir.

Terekenin açıkça veya hükmen reddedilebilmesi için, mevcudunun borçlarından az olduğunun resmi olarak tespit edilmesi şart olmayıp, bunun açıkça belli olması yeterli iken, terekenin borca batıklık nedeniyle, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilebilmesi için, borca batıklığın varlığının kesin olarak tespit edilmesi gerekir.

Sulh hukuk mahkemesinin iflâs hükümlerine göre tasfiye kararı vermesi ile tasfiye açılmış olur. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesine karar verilmesiyle mirasbırakan hayatta iken, hakkında başlamış olan takipler durur, tasfiye kararının kesinleşmesiyle de bu takipler düşer. mirasbırakanın aleyhine açılan veya onun başkalarına karşı açtığı davalar ise ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonrasına kadar durur.

Tasfiyenin açılmasıyla mirasbırakanın haczi caiz mal ve hakları tasfiye masasını oluşturur. Terekedeki haczi caiz olmayan malları ayrılır. Bunların tasfiye masası için satılarak paraya çevrilmesi gerekmez. Haczi caiz olmayan mallar deftere kaydedilmekle birlikte, mirasçıların elinde bırakılır.

Terekedeki mallar, alacaklıların menfaatlerine uygun olacak şekilde, iflâs hükümlerine göre paraya çevrilir ve elde edilen paralar alacaklılar arasında paylaştırılır. Paylaştırma yapıldıktan sonra, sulh hukuk mahkemesince tasfiye kapatılır. Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesi için yapılan giderler, tasfiyeden elde edilen paradan, rehinli alacaklardan sonra öncelikli olarak karşılanır. Bu giderler mirasçılara yükletilemez. Eğer ki Terekenin tasfiyesine karar verilmesine rağmen, mirasçılardan birisi terekedeki borçları karşılayacak şekilde teminat yatırırsa, sulh hukuk mahkemesinin tasfiyeyi derhal durdurması gerekir

Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesi, borca batıklık dışındaki bir nedene dayanıyorsa veya tereke borca batıklık nedeniyle tasfiye edilmesine rağmen, tasfiye sırasında mirasbırakana ait mallar ortaya çıkmış ve bu mallar, borç-mevcut dengesini değiştirmişse, tasfiye sonucunda bir miktar mevcudun bakiye olarak kalması kuvvetle muhtemeldir. En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edildikten sonra, tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.

Tasfiye sırasında mirasbırakana ait başka malların ortaya çıkması gibi, olağan olmayan bir durum vuku bulmadıkça, borca batıklık nedeniyle iflâs hükümlerine göre tasfiye edilen bir terekeden bazı alacaklıların alacağının tamamen veya kısmen ödenmeyeceği kuvvetle muhtemeldir. Terekenin karşılanamayan bu borçları için mirasçılara gidilmesine imkân yoktur. Dolayısıyla, tasfiye idaresi, tasfiye neticesinde alacağını tamamen veya kısmen alamayan alacaklılardan her birisine borç ödemeden aciz belgesi verir. Bu belge, ileride mirasbırakana ait bir mal ortaya çıkması halinde önem arz eder. Aksi halde, bu belge alacaklılara bir fayda sağlamaz. Bu belgeye bağlanan borçlar, mirasbırakana karşı aciz belgesinin düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Bunun anlamı, bu yirmi yıl içinde mirasbırakana ait bir mal ortaya çıkarsa, bu mallar paraya çevrilerek, mirasbırakanın borçları ödenebilecek ve alacaklılar da bunu talep edebilecektir.

Sonuç olarak, Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiye edilmesi durumu, istisnai bir durum olup terekenin tümden reddi veya borca batık olması durumunda karşımıza çıkmaktadır. Bu hususta da icra iflas prosedüründe olduğu gibi iflas sürecini ticaret mahkemesi değil sulh hukuk mahkemesi yürütecektir. Bu sürecin odak noktası ise mirasbırakanın alacaklılarını alacakları bakımından tatmin etmek olacaktır.

Av. Eda Berat Deniz, Stj. Av. Emre Bal